Benelüx – Paris Turu 2. Gün

298
0
paris eyfel
paris eyfel

Programda ilk gün gözüken Remich ve Schengen Gezisi zaman yetmeyeceğinden ikinci güne alınmıştı. İlk gün Köln ve Lüksemburg şehirlerini gezdik. İkinci gün de rehberimiz yeniden Lüksemburg merkeze gidip bir de gündüz görelim, yarım saat takılalım, hediyelik eşya almak isteyen olur diye bizi yeniden Lüksemburg merkeze getirdi. Çok da iyi yapmış, gündüz gözüyle de görmüş olduk. Sabah 7:30’da uyandırma servisiyle uyandık. Kahvaltı yaptıktan sonra 9:00’da yola çıktık. Önce merkezdeki Notre Dame Katedralini gördük, hatta içine girdik. Bu katedralin enteresan tarafı günah çıkartma odalarının ayan beyan ortada olması. Sanırım ben de ilk kez çıplak gözle günah çıkartma odası gördüm. İçeride biraz kalıp fotoğraf çektikten sonra çıkıp dün gece gezdiğimiz yerleri bir de gündüz gezmeye başladık. Kiosk adında bir mağazaya girip alış veriş yaptık. Ben o ara Lüksemburg’u gezdim tabi. Dün gecekinden bir farkı yok. Hala puslu, hala sessiz. Yine kimse yok. Çok acayip.

Otobüsün bulunduğu yere giderken yol çalışması yapan bir işçi kollarını açıp bana poz verdi. Ben de fotoğrafını çektim. Nerelisin diye sordu, Türkiye dedim. “Ankara mı?” dedi, “İstanbul” dedim.  Aaa, “Erdoğan?” dedi kırık bir Türkçe ile. Anlamadım başta. “Do you like Erdoğan?” dedi. Elin Lüksemburglusu bile tanıyor. Bazı sever, bazısı sevmez, ben sevmeyenlerdenim dedim. “Kemal?” dedi, yine anlamadım. “Atatürk?” dedi bu sefer ama bunları hayli kırık bir Türkçe ve heyeceleyerek söylüyordu. Yani “Peki ya Atatürk?” demek istemişti. “Tabi ki, onu herkes sever, bizim liderimiz” dedim, gülümsedi. Çok acayip bir andı, Lüksemburg’da asfalt çalışması yapan bir belediye çalışanı bana Türkiye’deki en kısır tartışmalardan birini soruyordu.

Bu diyalogtan sonra otobüse atlayıp Remich ve Schengen Gezisi için yola koyulduk. Yukarıda bu geziye baya bir sövdüm ama şunun hakkını vermem gerek. Remich Kasabasına giderken yolda gördüklerimiz enfesti. Kasabada bir halt yoktu ama yol muazzamdı. Lüksemburg epey yeşillikli bir yer. Buna çok önem veriyorlar, rüya gibi yollardan gidiyorsunuz. Tarifi mümkün değil. Ağzım açık izledim yolu. Her taraf yemyeşil ve çok düzenli. Kasabaya gidince bu kasabaya gelmemizin esas sebebi Lüksemburg’un akıl almayacak kadar ucuz bir yer olması ve burada da yine gözlerinizle görseniz inanmayacağınız ucuzlukta bir süper market olması. Yani buraya geldik, markete girdik, 40dk alışveriş yaptık, çıktık ve Schengen Kasabasına doğru yola çıktık. Gerçekten bu kadar. Rehber de zaten turu tanıtırken, 2 şişe şarap alsanız tur parasını (20€) çıkartırsınız demişti. Gerçekten de insanlar değil 2 şişe, mağazadaki bir takım şarapları bitirdiler. 2€’ya şarap vardı, hem de köpek öldüren değil. Chianti şarabı mesela 2.90€ idi, mağazadaki stokları eritti bizim kafile. Onun dışında viskiler de çok ucuzdu. Tekirdağ Rakısı bile vardı ve o da çok ucuzdu. Ucuzluğun sebebi Lüksemburg’un vergi sistemi. Burada benzin de çok ucuz ve çevre ülkelerde oturan insanlar buraya gelip depoyu fulleyip gidiyorlarmış. Rehberin söylediğine göre buradaki fiyatlar free shoplardan bile ucuzmuş. Öyle olunca insanlar 4-5 şişe alkol aldılar.

Bu arada su ile ilgili bilgi vermeyi unuttum. Otobüste su satılıyordu, 500 ml plastik şişe su 1€’ya satılıyordu. Normalde çok daha pahalı idi sular gittiğimiz yerlerde ama süper market tipi yerlerde çok ucuza 6’lı su bulmak da mümkündü. Lüksemburg’da o konuda iyi bir nokta. 6’lı 2 lt’lik su 1,75€ idi. Yani düşününce, 12 lt’lik suya 1,75€ veriyorsunuz, otobüste 0,5 lt’lik suya 1€ veriyorsunuz. Oradan aldığımız 12 lt’lik su neredeyse turun sonuna dek yetti.

Remich’den ayrılıp Schengen’e yol aldık. 1 dk içinde 3 ülke kat ettiğiniz yer burası. Lüksemburg tarafında iken bir köprüden geçiyorsunuz. Köprünün yarısından itibaren Almanya topraklarındasınız. Köprüyü geçip, yola devam edince de 1dk içinde Fransa topraklarına girmiş oluyorsunuz. Burada asfaltın rengi değişiyor, bir de mini Eyfel kulesi size Fransa topraklarında olduğunuzu hatırlatıyor. 3 ülkeyi yürüyerek değil otobüs ile 1 dk içinde geçiyorsunuz. Burada sınırlar o kadar muallak ki farkında olmadan başka bir ülkenin sınırlarına girmiş oluyorsunuz. İnsanlar Almanya’da yaşayıp, Lüksemburg’a her gün çalışmaya gidiyorlar mesela. Normal bir durum. İlerleyip koprüden geçip tekrar Lüksemburg topraklarına giriyoruz ve Schengen anlaşmasının imzalandığı, bugün yerinde tırt bir müzenin ve birkaç sepya fotoğrafın olduğu bir alana geliyoruz. Buradaki tek ilginç obje Berlin duvarının bir kısmı. Rehber bize duvarın hangi kısmının doğu, hangi kısmının batı olduğunu sordu. Duvarın bir tarafında özenle çizilmiş bir kadın resmi vardı. Siz de tahmin etmeye çalışın bakalım resim olan taraf doğu mu olabilir, batı mı?

Bunun dışında Schengen anıtı var, yerlerde üye ülkelerin adlarının yazılı olduğu levhalar var. İkinci Schengen anlaşması Moselle Nehrin’de imzalanmış. Yani nehrin ortasında bir gemide imzalanmış. Sanırım 3 ülkenin kesişim yeri olan, 3 ülkeyi birbirinden ayıran ve tarafsız bölge olan nehirin ortasında sınırların kaldırılması anlaşmasını imzalamaları epey anlamlı olmuş.

Saat tam 12’de Schengen kasabasından ayrılıp Paris’e doğru yola çıktık. Yaklaşık 5:30 saat yolumuz olduğundan rehberimiz bize Autumn in New York (New York’ta Sonbahar) filmini izletti. Bu film ile bizim gezimizin tek ortak noktası sonbahar mevsiminde oluşumuz, onun dışında Midnight in Paris çok daha uygun olurdu ama elinde yoktu sanırım. Ben zaten Midnight in Paris’i defalarca izlediğimden bir kere daha izlemezdim. Yolda epey pahalı bir benzincinin restoranında öğle yemeği molası verdik. Genel olarak tur boyunca hiç lavabo sıkıntısı çekmedik, gerek uzun yollarda olsun, gerek şehir içinde gezerken hep zamanında mola vererek ihtiyaçlarımızı giderdik, hem de yorulmamış olduk. Moladan sonra film de bittiğinden ve bizim de daha çok yolumuz olduğundan rehberimizin her turunda yaptığını söylediği tanışma faslını gerçekleştirdik. Önce rehber kendi hakkında kısa bilgi verip daha sonra en ön sıradan başlayarak herkesi otobüsün önüne çağırıp, mikrofonu verip bir iki cümle kendini tanıtmasını ve böylece herkesin birbirini tanımasını, görmesini sağladı. Fena da olmadı, çok enteresan, komik hikayeler varmış, onları öğrendik. İyi güldük. Herkes tura geliş hikayelerini, önceki turlarını ya da o turun onlara ne ifade ettiğinden filan bahsetti.

Sonunda 17:30 gibi Paris şehrinin merkezine giriş yaptık. Hava kararmış, Paris’in ışıkları ortaya çıkmıştı. Paris dünyanın gece en güzel gözüken şehirlerinden biri olsa gerek. Trafik konusunda tur boyunca çok şanslıydık, ciddi bir trafiğe hiç yakalanmadık. Paris’in de o saatlerde trafiği öldürücü olabiliyormuş ama neyse ki işten çıkanlar Paris’in dışına gitmeye çalışırken biz Paris’e gitmeye çalıştığımız için rahattık. Notre Dame Katedralinden başladık ve gece ışıkları altında Paris’in tüm önemli yapılarının yanından otobüs ile geçtik. Panoramik şehir turunu icra ettik yani. 2 farklı yerde durup Eyfel kulesinin fotoğrafını çektik. Eyfel, 324 m uzunluğu ile Paris’in her yerinden gözüküyor. Yetmezmiş gibi tam tepesine bu uyuz güçlü lazer ışıklarından koymuşlar. 360 derece dönüp hey ben buradayım diyor. Biz de Eyfel’i güzel gören 2 uzak yerde durup fotoğrafını çektik.

Bu şekilde ilerleyerek Paris’in tüm önemli yapıtlarının yanından geçtik. Daha sonra esas geleceğimiz yer olan Şanzelize (Champs-Elysees) meydanına, rehberimizin mikrofona ve hopörlörlere verdiği Joe Dassin eşliğinde “Ooo Şanzelize” diyerek girdik. Önce Concorde Meydanı, sonra Şanzelize ve nihayet Arc De Triomphe (Zafe Takı). Buradan dönüp, yeterince erken geldiğimiz için farklı bir yoldan otobüsle Paris’i keşfetmeye devam ettik. Bir ara Eyfel’in dibinden de geçtik. Tekrar Notre Dame Katedralinin oraya dönüp tekrar, yavaş yavaş, rehberin anlatımı ile şanzelize meydanına, tam olarak Lido Show’un önünde otobüsten indik. Saat tam 19 idi, 20:30 da Lido Show başlıyordu ve gece 23’de de bitiyordu. Lido’ya katılmayanlar gece 23’e kadar Şanzelize’de serbestti yani. Gece 23’de otobüs ile otelimize dönecektik.

Bu baya keyifli oldu. Başta o kadar zaman nasıl geçecek dedik ama şanzelize caddesinin uzunluğu 2 km. genişliği de 70 m. Türkiye’den Bağdat Caddesi’ni örnek verebiliriz sanırım burası için. Sağlı sollu lüks mağazalar, restoranlar, kafeler, ortada cadde, geniş kaldırımlar. Bağdat caddesinin 2km uzunluğunda ve 70 m genişliğinde, iki ucunda 12 giriş çıkışlı epey karışık ve dünyanın muhtemelen en karmaşık bağlantılarının olduğu bol kaoslu iki yola ev sahipliği yapan renkli bir cadde diyebiliriz. Burada tüm gün bile bir şekilde geçer. Biz de yakın olan tarafa, Zafer Takı’nın oraya yürüdük. Orada ölenlerin anısına askeri bir tören vardı. Sonra Lido tarafındaki yoldan yavaş yavaş aşağı inmeye başladık. Gördüğümüz dükkana da dalıyorduk. Ben mesela Mercedes’in mağazasına girdim ve gerçek bir Formula 1 arabası gördüm. Caddenin yarısı ünlü, lüks, pahalı markaların mağazaları ile dolu, bir yerden sonra birbirinin aynısı ahşap kulübeler içinde satış yapan yerler başlıyor. bunlar 4-5 mt uzunluğunda bizim büfeler gibi minik işletmeler. Tatlı, waffle, el yapımı hatıra hediyelikler, danteller, çeşitli süsler filan satıyorlar. Fiyatlar fahiş, cadde inanılmaz kalabalık ve rehberin daha doğrusu şoförümüzün dediğine göre bu cadde üzerinde kiralar acayip pahalı imiş. Şoförümüz şanzelize üzerindeki dükkanların aylık metre kare başına 23bin € ödediklerini iddia etti, rehberimiz de parayı astronomik fazla bularak aylık değil yıllıktır o dedi. Metre kare başına 23 bin € ciddi bir rakam.

Bir ara cadde üzerinde bulunan metro istasyonlarından birine inerek hem metro haritası aldık hem de metro sistemine aşina olmaya çalıştık, ertesi gün kendi başımıza dolaşacağımız için ilk şoku atlatalım istedik. Hatta buradaki makinelerden ertesi gün için metro bileti aldık. Gerçi kullanamadık ama, bunu birazdan anlatacağım.

Yürüye yürüye Concorde Meydanına kadar geldik. La Grande Roue, yani Paris’in birçok noktasından gözüken meşhur dönme dolap karşıladı bizi. Binebilir miyiz acaba, kaç paradır ki diye merak edip yanına gittik. Giriş yetişkinler için 10 €. Hemen sevinip biletlerimizi alıp sıra beklemeden bindik dönme dolaba. Benim kamerada Tamron 28-80 f3.5 lensim olduğu için dönme dolapta hızlıca çıkartıp 50 mm f1.8 lensimi taktım. Ondan sonra yaşadığım keyfi kelimeler ile ifade etmem zor. Şöyle söyleyeyim. Gittiğimiz tüm şehirler ufaktan Noel havasına girmişlerdi. Paris bunlar arasında en büyük ve en özeliydi belki de. Tüm şehri ekstra ışıklandırıp süslemeye başlamışlardı ki daha bir aydan uzun süre var. Zaten her taraf ışıl ışıl. Bir yanınızda şanzelize caddesi, bir tarafta Eyfel kulesi, tüm şehir parlıyor. Elimdeki 50 mm ile durmadan fotoğraf çektim. En beğendiğim fotoğraflar da burada ortaya çıktı. Bir taraftan muhteşem manzarayı kendi gözlerimle görmeye çalışıyor bir taraftan da deli gibi fotoğraf çekip ayarların düzgün olup olmadığını kontrol ediyordum. Orada, dönme dolabın tepesinde çocuklar gibi şendim. Kaç tur attık hatırlamıyorum, yukarıda ne kadar kaldık. Ama zannediyorum ki 4 ya da 5 tur attık. Yine de bana çok az geldi. Reklamdaki kız gibi, bize 45 tur ver diyebilmeyi isterdim. Orada 10 dk kaldım belki ama müthiş eğlendim. Bunu yapın, özellikle de gece yapın. İndikten sonra sizi bir yere yönlendiriyorlar, bu taraftan diye. Bir platformun üzerine çıkartıp pat diye flaşlı fotoğrafınızı çekiyorlar. Teşekkür edip ilerlemenizi istiyorlar. Fotoğrafınız anında ekranda gözüküyor, adam önünde 2 tip karton çerçeve, bu mu bu mu diye soruyor. Ne kadar dedim 10€ dedi, almak isterseniz arkanızda dönme dolap hatıra fotoğrafınız olabiliyor. Biz teşekkür edip devam ettik.

Dönme dolabından sarhoş gibi indikten sonra Concorde Meydanında (Place de la Concorde) biraz zaman geçirip, hazır 50 mm lensimi takmışken birkaç fotoğraf daha çekip bu sefer şanzelizeyi karşı caddeden geri yürümeye başladık. Buluşma zamanımız da ufaktan geliyordu. Public tuvalet ihtiyacı olan için karşı caddede Concorde Meydanına yakın tarafta iki tane paralı tuvalet var, 0,5€ idi sanırım. Burada da karşı taraf gibi bir bölüme kadar kulübeler, sonra pahalı mağazalar başlıyor. Farklı olarak bu tarafta korku tüneli, 5d sinema, buz pisti gibi atraksiyonlar da var. Buradan tatlı satan kız Türk olduğumuzu öğrenince “Behlül, handsome” dedi. Acayip şaşırdık, nerelisin dedim, arabım dedi. İnternetten Aşkı Memnu dizisini izliyormuş. Öbürünün adı neydi dedi, Bihter mi dedik ha evet çok hoş kadın dedi. Birkaç kelime Türkçe konuştu. Biz kendimizi o kadar koşullamıştık ki Fransızlar asla İngilizce konuşmaz, bilse bile konuşmazlar geyiğine, gerçi kız Fransız değildi ama olsun. Genel olarak bu kaideyi doğrulayan olaylara şahit olduk.

Saat 23’e doğru Lido’nun önünde buluştuk. Hava saat ilerledikçe iyice soğudu, otobüsün termometresine göre 4-5 derece civarındaydı. Neyse ki yağmur yoktu ama acayip üşüdük tabi. Bu arada gezdiğimiz her yerde saat olarak yerel saatin bir saat ilerisini kullandık, saatlerimizi bir saat ileri aldık yani.

PARİS METROSU

Üçüncü güne geçmeden önce metro sistemi (ingilizce) ile ilgili birkaç şey söylemem gerek. Aslında küfür ettiğim kadar yok. Çok düzenli, kullanması keyifli, sistemli bir metro sistemi. Alışınca Paris’in her yerinden her yerine çok rahat bir şekilde gidebiliyorsunuz. Ben size bir uygulama önereyim. Android telefonunuz varsa şu uygulamayı mutlaka yükleyin. Offline olarak çalışıyor, hayatımı kurtardı. Ayrıca gps’den konumunuza en yakın metro istasyonunu da seçebiliyor. Baştan başlayayım.

Öncelikle elinizde Paris’in bir metro haritası olsun. Akıllı telefonunuz varsa resim olarak atın, Paris’e gidince de tüm metro istasyonlarında ücretsiz dağıtılan metro haritaları var onlardan alın. Otelinizden de Paris şehir haritası alın (City Map derseniz resepsiyona verirler). Tur boyunca gittiğimiz tüm otellerde şehir haritaları vardı. Telefonunuza şehir haritalarının büyük resmini de atın. Ben yazının sonunda rar dosyası içinde benim kullandığım dökümanları paylaşacağım zaten. Elinizde bunlar varsa Paris’de kaybolmanız mümkün değil.

Benim gitmeden önce yaptığım bir güzel şey de Google Maps önbelleklemesi idi. Yurt dışında internet kullanmadım, o yüzden harita ve navigasyon hizmetlerini de kullanamadım ama yurt dışına çıkmadan önce gideceğim yerleri haritadan bulup çevresini dolaştım. Bunu nasıl anlatsam, özetle Google Maps’de Paris’i bulup, maksimum yakınlaştırma yapıp elimle kaydırarak tüm Paris’i görüntüledim. Bu biraz zaman alıyor ama inanın çok faydasını göreceksiniz. Google bir kere yüklediği zaman haritayı önbelleğine atıyor (cashliyor). Daha sonra internet bağlantısı yokken açtığınız zaman yüklenen kısımları görüntülemeye devam edebiliyorsunuz. Gps’i açıp nerede olduğumu görebiliyorum, yol tarifi alamıyorum internet olmadığı için ya da arama yapamıyorum ama yakınlardaki metro istasyonlarını görüntüleyebiliyorum. Bu genel olarak çok işime yaradı. Bunun dışında City Maps 2 Go ücretsiz uygulamasını da yükledim. Bu da 5 taneye kadar ücretsiz offline harita yüklemenizi sağlıyor. Paris’i, Amsterdam’ı yükleyin yeter zaten. Gps’den yerinizi bulabiliyor, ayrıca arama da yapabiliyorsunuz. Bir de son olarak Tripadvisor’un şehir uygulamalarını yükledim. Onları da yazının sonunda link olarak veririm yine. Gelelim Metro sistemine.

Paris’de iki tip raylı sistem var. Biri Metro, diğeri de RER adında bizim banliyo trenler. Şehrin merkezinde metrolar dolaşırken, şehrin dışına çıkacağınız zaman RER’e binmeniz kaçınılmaz oluyor. RER’ler bazen yer altından bazen yer üstünden gidiyorlar. Metro ile RER arasında aktarma yapabiliyorsunuz ve aynı biletleri kullanıyorlar.

Paris’te 14 tane metro hattı ve 5 tane de RER hattı var. Metro hatları 1, 2, 3, 4… diye adlandırılıyor, yani 9 numaralı metro hattı. RER’ler ise A, B, C, D, E şeklinde adlandırılıyor. RER E gibi. Bizim otelimiz şehrin dışında olduğu için önce RER E’ye binip, birkaç durak gittikten sonra inip RER A’ya aktarma yapıp, yine birkaç durak gittikten sonra M1 yani 1 numaralı metro hattına binip merkeze gelmiş oluyoruz. Şimdi adım adım gidelim.

Öncelikle yapacağınız şey şu. Telefonunuza yükleyeceğiniz Paris Metro Subway uygulamasında bulunduğunuz durağın ismini aratarak yazın. Gideceğiniz durağın ismini de yazın. Uygulamanın arayüzü yukarıda. Sol bölümde Depart yazan yere bulunduğunuz metro istasyonunu, Arrivee yazan yere gideceğiniz metro istasyonunu seçin. Bu istasyonları metro haritasından bakarak ya da Google Maps’den bakarak bulabilirsiniz. Depart’ın yanındaki yuvarlak ikon gps ikonu, ona tıklarsanız ve gps’iniz açıksa uygulama size en yakın metro istasyonunu bulup otomatik yazacaktır ama buna çok güvenmeyin. Elle yazmaya çalışın. Ayrıca yıldız işaretine tıklayarak yolculuğunuzu kısayol olarak kaydedebilirsiniz. Şimdi gördüğünüz gibi uygulama 14 istasyon, 1 aktarma (changement) ve yolculuk süresini 28dk olarak öngörmüş. Bu genelde tutarlı değil. Bulunduğunuz istasyon Montparnasse Bienvenüe, M13 numaralı metro hattına bineceksiniz. Bineceğiniz hattın son durağı Saint Denis Universite. Yani gelecek olan trenin en önünde bu yazmalı. Siz de M13 istasyonuna giderken en son yol ikiye ayrılacak, bir tanesi sizin istediğiniz yöne gidiyor diğeri tam tersi yöne. Hangi yöne gitmeniz gerektiğini son durağına bakarak anlıyorsunuz. M13 hattı ile 5 durak gidip Champs Elysees-Clemenceau durağında iniyorsunuz. Bu durakta M1 hattına aktarma yapacaksınız. İndiğiniz yerde sağa sola bakın kesin sizi M1’e yönlendiren tabelaları göreceksiniz. Onları takip edin. Yine M1 hattı ikiye ayrılırken, son durağı La Defense-Grande Arche olan hatta gideceksiniz. Bineceğiniz trenin üzerinde La Defense yazmalı, yazmıyorsa ters yöne gidiyor demektir.

Belki aynı otelde kalırsınız diye otelden Eiffel Kulesine nasıl gidileceğini anlatayım. Öncelikle şu görseli açıp bir bakın. Bizim otelin bulunduğu durağın ismi Rosny-Bois-Perrier idi. Gideceğimiz durak da Champ de Mars-Tour Eiffel. İlgili alanlara bu bilgileri girdikten sonra uygulama bize toplam 10 durak, 3 aktarma olduğunu söylüyor. İlk olarak Haussmann-Saint Lazare yönüne giden RER E trenine biniyoruz. 5 durak gittikten sonra zaten orası son durak oluyor, iniyoruz. İndiğimiz yerden yürüyerek Saint Lazare istasyonuna gidiyoruz. Transit yazıyor gördüğünüz üzere, ben trene binip gideceğim sanmıştım ama öyle değilmiş. Siz direk M13 metro tabelalarını da takip edebilirsiniz. M13 istasyonuna geldiğinizde Chatillon Montrouge son duraklı M13’e binmeyi unutmayın. Bu hatla 4 durak gideceksiniz ve Invalides durağında ineceksiniz. İndiğiniz yerden RER C tabelalarını takip ederek Pontoise ya da Argenteuil ya da Montigny ya da Versailles ya da St-Quentin son duraklı RER C’lerden birine binin. Demek ki hepsi istediğiniz yere gidiyormuş. Umarım biraz olsun anlaşılmıştır.

Paris metrosunun en ilginç tarafı gündüz, öğlen, akşam Fransızların hep koşuşturması. Siz sakin sakin durup ne tarafa gideceğinizi düşünürken çevrenizde koşa koşa trene yetişmeye çalışan şık insanlar göreceksiniz. İstanbul’da böyle kaos yok. Halbuki 3dk’da bir geliyor yeni tren.

Metro sistemi biraz oturmuştur sanırım. 2 kere bindikten sonra sistemi anlıyorsunuz. En kötü ihtimalle çekinmeden şunu yapabilirsiniz. Gözünüze birini kestirin, ben genelde zenci ve yaşlıları kestirdim, çünkü bir tek onların acelesi yok ve yardım etmeye hevesli gözüküyorlardı. Elimde metro haritası, gitmek istediğiniz durağı gösterin. Mesela Palais Royal Musee du Louvre, buraya gitmek istiyorum deyin. Ya da buraya gideceğim, doğru yerde miyim deyin. Haritadan gösterirseniz daha çok yardımcı oluyorlar. Haritadan bakıp size doğru yerde olup olmadığınızı ya da hangi hatta binmeniz gerektiğini söyleyeceklerdir. Şu bir gerçek ki Paris’liler bile metro sistemlerini tam olarak çözebilmiş değiller. Sorduğum kişiler muazzam kafa karışıklığı yaşıyorlar, çözemiyorlar filan. Sistem baya karmaşık. Herkes işe ve eve nasıl gidebildiğini çözmüş bence, gerisini kurcalamıyor. Ben de ilk gün otelden merkeze nasıl gidebileceğimi çözdüm ama biraz topallayarak oldu. Üçüncü günde anlatacağım bunları.

Tekrar başa dönersek, hangi hatta bineceğinizi biliyorsanız, hattın son durağının neresi olduğunu biliyorsanız, inin metro istasyonuna, mesela M1 yazan okları takip edin, sizi fazlaca yürütebilir, bir yerden sonra M1 ikiye ayrılacak, bir hat sizin istediğiniz yöne diğeri de tam tersi yöne gidiyor. O noktada işte son durağınızın yazılı olduğu tarafa gideceksiniz, aslında hepsi bundan ibaret. Aktarmalarda da mesela RER E’den indiğiniz anda RER A’ya binecekseniz sağa sola bakın, kesin bir yerde RER A tabelası göreceksiniz. O okları takip ederek RER A’ya doğru gidin, yine son dönemece geldiğinizde RER A tabelası ikiye ayrılmış olacak. Son durağınız hangisi ise o tarafa gidin. Emin olun çok zor değil. Biz Salı günü kendi başımıza zorlanırız belki, Çarşamba turla gezeriz dedik, Salı o kadar eğlendik ki Çarşamba da kendimiz gezemeye karar verdik ama birkaç kişi metrodan korkup turu satın aldı. Cesaretli olun, Paris’de kaybolma şansınız yok, şehrin her yerinden her yerine trenlerle gidebilirsiniz, bu insana acayip bir özgüven veriyor.

Biletlerle ilgili de bir şeyler demem lazım (buraya da bakın). Birkaç çeşit bilet var. İşte bunu çözemedim. Paris 5 bölgeye ayrılmış, merkez 1. bölgeden başlayıp dışa doğru 5. bölgeye kadar gidiyor. t+ biletleri var, tek kullanımlık. 2 saat boyunca aktarma yapabiliyorsunuz bu biletlerle. Sakın atmayın, arada bir kontrol edebiliyorlarmış. Çünkü Paris’te inanılmaz kaçak metroya binme olayı var. İnanın İstanbul’da yok. Turnikeden atlayanlar, turnikeden iki kişi geçenler, turnikeyi arkadaki geçsin diye tutanlar. 2 günde 15 kişi görmüşümdür bu şekilde. Biletsiz binerseniz ve kontrole yakalanırsanız 50€ cezası var sanırım. Biletlerinizi atmayın. Hem de daha sonra geri dönerken ya da aktarma yaparken kullanabiliyorsunuz. Yalnız burada enteresan bir durum var. Mesela aldığınız bilet sadece 1. ve 3. bölgeler arasında geçiyor olabilir. 4. ve 5. bölgelerde kullanamıyorsunuz o zaman. Ben o sistemi çözemedim işte. Biletim geçmediği zaman o istasyondaki makinelerden yeni bilet aldım. Zaten ulaşım ucuz, 1,40€ biletler. 10’lu bilet var, günlük biletler var, 3 günlük biletler var filan. Çok karışık yani. Bilet alma olayını da şu şekilde yapıyorsunuz. Her istasyonda kart dolum makineleri ve bilet alma makineleri var. Bu makinelerin üzerinde 2 tane tuş ve bir tane de tekerlek var, tekerlek ile yukarı aşağı navigasyon yapıyorsunuz, sağdaki buton ile de ok diyorsunuz. Önce dil seçeneklerinden İngilizce seçin, daha sonra kart ile mi para ile mi almak istiyorsunuz diye soracak onu seçin. Ben bankamatik kartımla bilet aldım, kredi kartımla da aldım. Türk banka kartları ile çalışıyor yani. Para da kağıt para yemiyor, bozuk para yiyor. Tavsiye gelmeden önce elinizde 20€ kadar bozuk para olsun, sadece 2€luklardan da oluşabilir. Size mesela 5,20€ atın diyor, atıyorsunuz sonra biletinizi veriyor. Kredi kartınızı taktığınız zaman ekranda Fransızca bir şey yazıyor, sanırım kartınızı çekiniz gibi bir şey diyor, şifre girmiyorsunuz, kartınızı çektikten sonra biletlerinizi veriyor.

Son olarak metro ile ilgili bilmeniz gereken bir detay daha var (pis kokması dışında, bazı istasyonlar felaket kokuyorlar). RER hatlarında sanırım bazı yoğun saatlerde (iş çıkışı gibi) hat tüm duraklarda durmuyor, sadece popüler, kalabalık duraklarda duruyor, bazı durakları es geçiyor. Bunu da anlamanın birkaç yolu var, mesela RER E trenlerinin türleri var, TIVA, TAVA, TOHA gibi. Bunları şu adresten “Tableau des Codes Missions” tablosuna gelirseniz görebilirsiniz. Mesela her durakta duran trenin adı TIVA ve bu trenin en önünde yazıyor. İstasyonlarda bulunan LCD ekranlarda bir sonraki gelecek trenin kaç dakika sonra geleceği ve hangi istasyonlarda duracağı da yazıyor. Yani gideceğiniz durağın ismi yazmıyorsa tren o durakta durmayacak diye düşünebilirsiniz. Bu sadece RER’lerde geçerli, metroda böyle bir olay yok. Dolayısı ile RER trenine binerken sadece son durağını değil, ineceğiniz durakta durup durmadığını da kontrol etmelisiniz.

Paris metrosu bu kadar. Yazarak anca bu şekilde anlatılabilirdi. Okuyan birinin kafasında bolca soru işareti olduğuna eminim ama bu yazıdan bir fikir edinip gözünüzü karartıp birkaç kere kullanırsanız içinizin çok rahatlayacağına ve kendinizi güvende hissedeceğinize eminim. Güvenlik ile ilgili de şunu söyleyeyim. Trenler her daim çok kalabalık, sadece akşam geç saatlerde şehirin dışındaki banliyöler tekin olmuyormuş. Onun dışında bizim bindiklerimiz gayet güvenli idiler.

Bu Tatil Günlüğüne Ait Diğer Yazılar:

Benelüx – Paris Turu 7. Gün

Benelüx – Paris Turu 6. Gün

Benelüx – Paris Turu 5. Gün

Benelüx – Paris Turu 4. Gün

Benelüx – Paris Turu 3. Gün

Benelüx – Paris Turu 2. Gün (Şu an buradasınız)

Benelüx – Paris Turu 1. Gün

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here