Benelüx – Paris Turu 4. Gün

192
0
Louvre
Louvre

Paris’teki son günümüz. Sabah 8:30’da kalkıp kahvaltı yaptık. Ben bir gece önce, gece 3’e kadar internette takılıp, ertesi gün gideceğimiz yerlerin planını hazırladım.

Böylece hem başıboş dolaşmamış oluruz hem de nereye gidelim derken zaman kaybetmeyiz diye düşündüm. Böylece Paris’de yapmak/görmek istediğim tam 20 durak hazırladım, her birine hangi sıra ile gidebiliriz, gittiğimizde görmemiz gereken şeyler neler onları not aldım. Buna göre ilk durağımız Louvre müzesi idi. Louvre’ye girmeden geri dönseydim cidden üzülürdüm.

Korkumuza sabah erkenden, 9:45’de yola çıkıp ilk olarak Louvre müzesine gidelim, sonra kalabalık olur giremeyiz dedik. 10:45’de Louvre durağına geldik. Bu konuda bir fikir vereceğim. Louvre müzesine “Palais Royal – Musée du Louvre” durağına metro ile gidin. M1 ve M7 hatları gidiyor. Böylece hiç yer yüzüne çıkmadan direk Louvre’nin içine girmiş olacaksınız, metrodan indiğiniz yerden birazcık yürüme yolu var. En sonunda geldiğiniz yer cam piramidin alt tarafı oluyor. Metrodan indiğiniz yerden Louvre müzesine kadar tabelalar var, onları takip ederek kolayca gelebiliyorsunuz. Cam piramidin altında kocaman yuvarlak bir information bölümü var. Oradan İngilizce bir harita alın. Türkçe yok boşuna aramayın.

Information’daki elemanlara sorabilirsiniz ne yapacağınızı ama ben anlatayım. Sağda solda çeşitli yerlerde bilet makineleri göreceksiniz. Louvre müzesi için birkaç farklı bileti var, bir en basit, en ucuz bileti var, bir tanesi Napolyon’un odalarına girmenizi sağlıyor biraz daha pahalı filan. Zaten bir günde gezemeyeceğiniz büyüklükte bir yer olduğu için en ucuz bileti alın. O makinelerin önünde sıra olur, o sıraya girin. Daha sonra dokunmatik makineden alacağınız bileti ve bilet sayısını seçin, kredi kartınızı isteyecek, herhangi bir kartı takın. Şifrenizi girmenizi isteyecek, girin, biletlerinizi alın.

Louvre müzesinin 3 tane girişi var. Adları şöyle: Richelieu, Sully ve Denon. Bunları aldığınız haritadan görebilirsiniz. Biz Denon’dan girdik sanırım, tamamen rastlantısal bir tercih yaptık. Hiçbirinde sıra yoktu. Direk görevliye biletimizi gösterdik, herhangi bir yırtma ya da barkodu okutma yapmadı, geçebilirsiniz dedi geçtik. Her şey çok kolaydı yani.

Müzeye girer girmez Mona Lisa tabelaları bizi karşıladı, Mona Lisa’ya şuradan gidilir şeklinde. Biz de o işi bir aradan çıkartalım diye okları takip ederek Mona Lisa’ya ulaştık. Birinci katta, 6E odasında. Oraya kadar sağımıza solumuza bakmadan devam ettik. Daha öncesinden uyarıldığım ve “Mona Lisa dedikleri küçücük bir çerçeveymiş” diye beklentim düşürüldüğü için hayal kırıklığına uğramadım.

Beklediğimden de az kalabalık vardı ama millet birbirini boğazlıyordu tabi fotoğraf çekebilmek için. Önceki yıllarda Mona Lisa’ya saldırıp zarar vermek isteyen biri yüzünden bugün kurşun geçirmez camın arkasında ve eserin yanına yaklaşılmaması için 4-5 m uzaklıktaki bir sınırın arkasından bakabiliyorsunuz. Zaten eser küçük, evimizde kullandığımız orta büyüklükteki duvar çerçeveleri kadar bir boyutu var. Bir de uzaktan ve camın arkasından baktığımız için detaylı görebilmek iyice zorlaşıyor. Bir de tabi Japon turist etkeni var, siz esere bakarken biri burnunuzun önüne cep telefonunu dayayıp fotoğraf çekebiliyor ve eğer siz fotoğraf çekmiyorsanız orada en önde bulunmayı hak etmeyen bireye dönüşüyorsunuz. İnsanlar size hadi boş boş duracağına çık da arka fonu Mona Lisa olan Facebook fotoğraflarımızdan çekebilelim der gibi bakıyorlar. Bu kötü bir şey. Yine de orada elimden geldiğince oyalanıp birkaç fotoğraf da çektim.

Mona Lisa’ya hakkını verip rahatladıktan, paramızın karşılığını aldıktan sonra artık içimiz rahat bacaklarımız izin verdiği ölçüde müzenin geri kalanını gezebilirdik. Bu arada müzenin girişi de 10€ olması lazım, net hatırlamıyorum açıkçası. Şunu unutmayın. Louvre Müzesi çok büyük. Ama gerçekten çok büyük. Bu sizin gitmeden kafanızda canlandırabileceğiniz bir büyüklük değil. Rehberimiz yanlış hatırlamıyorsam 35 bin eser var dedi içeride. Bir başka yerde, eğer her eserin başında 1 dk zaman geçirseniz, müzenin açık olduğu saat ve günleri hesaba katarak tüm müzenin gezilmesinin 6 ay alacağı ile ilgili bir yazı okumuştum. Yani en iyimser tahminle 1 günde, normalde ise 2 saatte müzenin %1’ini gezebilmeniz söz konusu değil. Mona Lisa’yı görün. Venus de Milo’yu görün. Onun dışında göreceğiniz her şeyi kar sayın. Alacağınız haritada her katta bulunan en popüler, görülmesi gereken 6 eserin fotoğrafı yer almakta. En azından o eserleri çıplak gözle görmek iyi olabilir. Sanat tarihi biliyorsanız ya da gitmeden ufak bir araştırma yapıp göreceğiniz eserlerin hikayelerini incelemişseniz alacağınız keyfi katlayacağınız aşikar. Çünkü çok önemli eserler var, çoğu da maalesef çalıntı. Napolyon yakıp yıktığı yerlerdeki eserleri toplayarak buraya getirmiş. Tek bir müzede bu kadar çok eser olması iyi mi kötü mü karar vermedim. Paris’te yaşasam arada bir gelip gelip tüm müzeyi parça parça gezerdim sanırım. Paris Pass kartı var orada da, bizdeki Müze Kart’a benzer. Yine de Paris müze cenneti bir kent. Louvre’ye rağmen burada 150’den fazla müze var.

Louvre Müzesinin gezebildiğimiz kadar fazlasını gezmeye çalıştık, en sonunda ayaklarımız sos verdi. Karnımız da acıkmıştı. 2 saatten fazla gezdiğimiz müzeden 13:15 gibi ayrıldık. Girdiğimiz kapıdan çıkıp cam piramidin içinden çıktık. Öyle zannediyorum ki müzeye dışarıdan girmeye çalışırsanız, metro istasyonundan gelip girmekten çok daha fazla beklemek durumunda kalırsınız. Louvre’nin bahçesi çok hareketli. Her tarafta fotoğraf çektiren insanlar var. Louvre dıştan da çok güzel gözüküyor. Müzenin hemen yanında, Concorde meydanı ile müze arasında kalan epey büyük, yeşillik bir park alanı var. Jardin des Tuileries, yani Tuileries Bahçeleri.

Buraya gidip biraz dinlendik, burası aynı zamanda benim 20 maddemden ikincisi idi. Burada oturacak banklar, fıskiyeler ve zenci Eyfel Kulesi satıcıları var. Bir yapıştıkları zaman bırakmıyorlar. Tehlikeli değiller ama sinir bozucular. Bazıları yere örtü sermiş üzerinde satıyor bazıları da koluna takmış Eyfel Kulelerini, diğer elinde de siyah bir poşet, göz teması kurduğunuz anda metrelerce peşinizden gelebiliyorlar. Hele bir de soru sorduğunuz zaman sizinle otelinize kadar gelirler. Yine de Eyfel Kulesi alabileceğiniz en ucuz satıcılar da onlar. Birebir aynı kalitede ve aynı boyda Eyfel Kulesi satan dükkanlar zenci satıcılara göre çok daha fahiş fiyatlar çekiyorlar. Hatta ben size direk olurunu söyleyeyim. Anahtarlık boyunda ve anahtarlık şeklinde minik boy Eyfel Kulelerini 5 tanesi 1€’dan satıyor bu abiler. Dükkanlarda tanesi 0,5€. Normal Eyfel Kuleleri de en küçük boyları 2€’dan başlıyor tırmanıyor. Eğer 10 tane filan alacağım derseniz başta 3€ ya da 2,5€ diyorlar, ok deyip devam ederseniz mümkün değil peşinizi bırakmıyorlar, yanınızdan yürüyüp kaç vereceksin, tamam ne kadar veriyorsun, hadi 1€ tamam, hey 1€ diyerek sizi ikna etmeye çalışıyorlar. İşin suyunu çıkartacaksanız ilk söyledikleri fiyatı kabul etmeyin. Az yürüyün.

Parkta dinlendikten sonra üçüncü durağımız olan, hemen parkın paralelinde bulunan, Louvre Müzesinin de yanındaki yol olan Rue de Rivoli, yani Rivoli caddesine gittik. Bu cadde bizim Paris Şaheserleri turunda alışveriş caddesi olarak da geçiyordu. Biz de tura katılmasak da turda yazan her şeyi yapmış olalım şeklinde bir hedef belirledik ki içimizde bir şey kalmasın. Rivoli’ye girmemiz kolay çıkmamız zor oldu. Cadde çok uzun ve bir tarafı yan yana dükkanlarla dolu. Burası Fransa’nın meşhur parfümlerinden, hediyelik eşyalardan, tişört vs. gibi kıyafetlerden, şemsiye, magnet alabileceğiniz en uygun yer. Alış veriş deyince çıldıran biriyseniz burası sizin tüm gününüzü geçirebileceğiniz zararlı bir cadde oluyor yani. Burada 1 saatten fazla vakit harcadık sanırım. Günün geri kalanı için de yükümüz hayli artmış oldu ama en azından cüzdanlarımız hafifledi.

Günün dördüncü durağı için artık Paris’in sıfır noktasına, ilk kurulduğu adaya, Notre Dame Katedraline gidelim dedik. İlk yağmur damlaları da o esnada düştü. 2 gündür kendini tutan hava ufak ufak salmaya başlamıştı. Yanımızda şemsiyeler vardı, tedarikli idik ama yine de aşırı rüzgar da olduğundan şemsiyeleri doğru düzgün tutamıyorduk. Yağmur çok fazla bastırmadığı için azimle Notre Dame Katedralinin olduğu yere kadar yürüyüp, sonunda dayanamayıp hemen arkasındaki sık ağaçlıklı parka sığındık. Bu arada Notre Dame Katedrali dördüncü durağımız değildi. Dördüncü durağımız Notre Dame Katedraline giderken mecburen geçtiğimiz Paris’in en eski köprüsü Pont Neuf idi. İsmi ironik şekilde yeni köprü anlamına geliyormuş. Hatta köprü ile ilgili de hoş bir film varmış, adı Les Amants Du Pont-Neuf (The Lovers on the Bridge – Köprü Üstü Aşıkları). Belki gitmeden filmi izlemek keyifli olabilir. Hatta beşinci durağımız da yine Notre Dame Katedraline giderken yanından geçtiğimiz Sainte Chapelle Şapeli. Buraya giriş ücretli, tıpkı Notre Dame gibi, ikisine de dışından bakmakla yetindik. Vakit sıkıntısı kötü bir şey.

Montmartre yani ressamlar tepesine gitmeden önce görmek istediğim son bir yer daha vardı. Notre Dame Katedralinden ayrıldıktan sonra Seine Nehrinin öteki yakasına geçip, az yürüdükten sonra efsane Shakespeare and Company kitapçısına vardık. Burasını ilk Midnight in Paris filminde görmüştüm. Paris’in en eski kitapçılarından biriymiş. Hatta ikinci katında bulunan yataklarda, dükkanda bir saat çalışılması karşılığında gezginlerin kalmasına izin veriliyormuş. Zamanında, 1920’lerde Hemingway, Fitzgerald gibi o dönem Paris’te yaşamış üstadlar sık sık buraya gelirlermiş. Buraya kadar gelmişken bu kitapçıya girmemek olmazdı. Nitekim oraya yaklaştığımızda yağmur şiddetini iyice artırmıştı. Bir nevi kitapçıya sığındık. İçeride ortam harika. Kapıdan içeriye girince zamanda yüz yıl geriye yolculuk yapıyorsunuz. İçerideki her şey eski bir zamana ait, görüntüler sepya. Kitap kokusu denen şeyi ben orada anladım. Dükkan kitap kokuyor. Çok orijinal bir yer. İçeride biraz takılıp kitaplara ve etrafa bakındıktan sonra sekizinci ve maalesef günün son durağı olan Montmartre’ye doğru yola çıktık.

Montmartre, Paris Şaheserleri turunda gidilen yerlerden biri. Manzarasının ve ortamının müthiş olduğundan, ressamların burada 5dk da sizin kara kalem resiminizi çizdiğinden bahsedilmişti. Bizim de amacımız buraya çıkıp Paris’i tepeden görüp fotoğraflamaktı ama umduğumuz gibi olmadı. Öncelikle bir yanlışlık yapıp Anvers metro durağı yerine Abbesses metro durağına gittik. Bu tamamen ikisinin de A harfi ile başlıyor oluşundan kaynaklanan bir hata. Daha önce bakmıştım, aklımda yanlış kalmış. Montmartre’ye gitmek için bu iki metro durağından birine gidip fünikülere binmeniz gerekiyor. Bu çok eğlenceli. Abbesses durağına gittiğimizde füniküler tabelalarını gördük ama meğer baya bir yürümemiz gerekiyormuş. Anvers’e giderseniz çok daha yakın ki biz dönüşte bu yolu kullandık. Haritadan bakarak fünikülerin olduğu yeri bulup, metro durağında kullandığımız biletler ile turnikelerden geçip yukarıya çıkmaya başladık. Füniküler tamamen yer yüzünde, yanında merdivenler var. Tepeye merdivenle çıkmak isterseniz de mümkün. Biz bu aşamaya geldiğimizde hava epey kötüleşmişti, kara bulutlar olduğundan daha karanlık gösteriyordu ortamı, yağmur şiddetini artırdı ve nihayet yukarıya çıktığımızda sulu kar yağdığını gördük.

Paris’te Kasım ayında karlı bir günde Montemartre tepesinde idik. İyi mi kötü mü oldu karar vermedim. Yine başarısız bir şemsiye denemesinden sonra böyle olmayacak diyerek merdivenlerin en tepesinde adını hatırlamadığım bir kilisenin üstü kapalı girişine sığındık. Bizim gibi herkes de buraya gelmişti, meydanda kimse kalmadı. Bir yarım saat kadar burada takıldık, fotoğraf çektik. Yine de Paris ayaklarınızın altında ama tabi hava kötü olunca çektiğiniz fotoğraflar da bir şeye benzemiyor. Orada biraz üşüdükten sonra geri dönelim dedik, ben işte yanlış metro durağına geldiğimizi o zaman fark ettim ve doğru olan, daha yakındakine koşturup (Tabi önce yine fünikülere binip aşağı indik, çok zevkli) doğruca otelimize döndük. Çünkü hava dışarıda takılmaya müsait değildi ve biz turun yarısında iken hastalanıp turu rezil etmemize değmeyeceğini düşündük. Böylece Eyfel Kulesine gece çıkma fikri de yatmış oldu. O gün için hazırlamış olduğum ve zaten bir günde yapmamızın mümkün olmadığı, yapılacaklar listemi buraya da yazayım, belki birilerinin işine yarar.

*Panthéon: Roma’daki Pantheon’u görüp etkilendiğimden bunu da görmek istemiştim, olmadı.

*Jardin du Luxembourg: Lüksemburg bahçeleri, kocaman bir yeşil alan. Resimlerinde güzel duruyordu.

*Café de flore: Hayli pahalı, tarihi bir kafe. Zamanında ünlü yazarları konuk etmiş. En azından dışından bir görmek isterdim.

*Ladurée: Burası da efsane pastaneci. Tarihi 1800 lere dayanıyor.

*Jardin du Champ de Mars: Bunu Eyfel’e çıkınca görüp hayran kalmıştım, Eyfel’in hemen yanındaki kocaman yeşil alan. İnsanlar hava güzel olduğunda buranın çimlerine uzanıp Eyfel’i seyrediyorlarmış.

*Moulin Rouge: Evet, buraya da gitmedik. Kırmızı değirmen. Ünlü pavyon.

*Pigalle: Burası Moulin Rouge’a çok yakın ve ikisi de Montmartre’ye çok yakınlar. Eğer hava güzel olsaydı Montmartre’den buraya yürüyüp bu iki yeri görüp devam etmeyi planlıyordum ama olmadı. Burası zannedersem Amsterdam’ın Red Light sokağı gibi bir yer.

*Musée Rodin: Burası benim yapamadıklarım arasında en çok istediğim yerdi. İçine girmek de değil, bahçesindeki Düşünen Adam (Le Penseur) heykelini görsem bile yeterdi. Olmadı.

*Centre Pompidou:Pompidou Merkezi. Eneteresan bir mimari.

*Place des Vosges: Çok şeker evlerin bulunduğu güzel bir meydan. Victor Hugo bir süre buradaki evlerden birinde yaşamış.

*Musée Grévin: Burası balmumu müzesi. Madame Tussauds gibi. Buna giremedim, işin kötüsü Amsterdam’daki Madame Tussauds müzesine de giremedim. Kısmet Londra’dakine artık.

Bunları da yapabilseydim, üstüne bir de Paris’in arka sokakların aylak aylak yürüyebilseydim sanırım kişisel tarihimde Paris defterini kapatmış olacaktım. Olsun, 2,5 günde çok işler başardık. En azından turla gidip koştura koştura gezmedik, tadını çıkardık. Hem turun gittiği her yere gitmiş olduk, hem de şehrin ruhunu bir nebze de olsa yaşayabildik diye düşünüyorum. Paris, kendi başına gezebileceğiniz en rahat kentlerden biri. Metro işinizi çok kolaylaştırıyor. Paris Pratik Kent Rehberi kitapçığı benim çok işime yaradı. Bu kitabı tavsiye ederim. Şu yazıyı da çok faydalı buldum. Ayrıca birçok yere yürüyerek gidebilirsiniz. Eğer yürümekle ilgili bir sorununuz yoksa Eyfel-Notre Dame arasını yürüyebilir ve böylece görülmesi gereken birçok yeri tadını çıkarta çıkarta görebilirsiniz. Google Maps’e göre bu iki mesafe arası 4,5km ve yürüyerek 56 dk.

Bu Tatil Günlüğüne Ait Diğer Yazılar:

Benelüx – Paris Turu 7. Gün

Benelüx – Paris Turu 6. Gün

Benelüx – Paris Turu 5. Gün

Benelüx – Paris Turu 4. Gün (Şu an buradasınız)

Benelüx – Paris Turu 3. Gün

Benelüx – Paris Turu 2. Gün

Benelüx – Paris Turu 1. Gün

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here