Benelüx – Paris Turu 6. Gün

300
0

Turun son ülkesi Hollanda’dayız. Brüksel’den ayrılıp Amsterdam’a varmamız 13:30’u buldu. Otobüs bizi tarihi tren istasyonunun karşı köşesinde bulunan Victoria Hotel’in önünde bıraktı. Panoramik şehir turu yapmadık. Rehberimiz 19:30’da yine Victoria Hotel’in önünde buluşacağız, isteyenlerle Red Light’a gideceğiz dedi.

Yürüyerek Red Light bölgesine girdik. Rehber birkaç kez gelmek zorunda değilsiniz, enteresan şeyler görebilirsiniz, sonra papaz olmayalım babında uyarıda bulundu. Saat henüz çok erken olduğu için ortalık çok sakindi. Sadece bir tane abla mutsuz mutsuz bölmesinin arkasında etrafı izliyordu. Biz çok çekingen bir tur yapıp geri döndük.

Rehber bizi coffee shoplara karşı uyardı. Sonra da geri döndük. Saat 14:00’de tekne turumuz başlıyordu, oraya doğru yola çıktık. Gitmeden önce Damrak yolunun karşısındaki kafelerden herhangi birine dalıp tuvaletini kullandık. Bunda bir sakınca yok çünkü zaten parasını alıyorlar, 0,5€ idi sanırım. Hollandalılar para kazanmanın yolunu çok iyi biliyorlar ve rehberimizin de dediği gibi epey cimri/tutumlular. Buradaki tüm restoranlar, kafeler aynı zamanda birer ücretli public tuvalet. Yine de rahatsız hissederseniz Damrak boyunca birkaç tane prefabrik tuvalet bulmak mümkün.

Red Light’a gelince. Hollanda, daha doğrusu Amsterdam birçok şeyin yasal olduğu enteresan bir yer. Red Light fuhuş dünyasının merkezi, burası devlet eliyle denetlenen, kontrollü, hatta turistik bir yer. En azından gündüz ve akşam saatlerinde güvenli. Bölgede dikdörtgen camekan kapının arkasındaki kadınlar ilgi çekmeye çalışıyorlar, bölmelerin üzerindeki kırmızı ışıktan anlayabilirsiniz. Bölgede bol sayıda coffee shop var burada da 5 g’a kadar uyuşturucu kullanımı serbest. Uyuşturucu içeren mantarlar, kekler yenebilir, alkol de cabası. Bu coffee shopların yanından geçerken duyduğunuz keskin kokuyu fark ediyorsunuz. Onun dışında bölgede bolca seks oyuncakları satan dükkan da bulunmakta. Yani adamlar tüm “ahlaksızlığı” bir noktada toplamışlar, orayı da nezih, denetlenen ve turistik bir atraksiyona dönüştürmüşler. Amsterdam’da en çok merak edilen yer burasıydı sanırım.

Tekne turu için rehberimizin Brugge’de bahsettiği, önerdiği bir firmaya gittik. Daha doğrusu rehber isteyenler için rezervasyon yaptırdı. 10€’lık da tekne turları olmasına karşın rehberin bu turu önermesi hem farklı rotalar içindeki en iyi rotaya sahip olması hem de Türkçe anlatıma sahip olması. Bizim aldığımız 15€ idi. Her kişi için kulaklık ve dil seçimi yapabildiğiniz bir cihaz bulunmakta. Kulaklığı takip anlatılanları dinliyorsunuz.

İşin güzel tarafı anlatılanlar sadece şu bina bilmem ne binası, bu bina 1200 yılında yapılmıştır şeklinde değil. Aynı zamanda canlandırma da yapılıyor. Mesela o bölgede yapılmış tarihi bir savaş varsa bu savaş hakkında bilgi veren elemanın sesinin arkasında silah patlamaları ve çığlıklar, top, tüfek sesleri geliyor. Ya da eskiden burada pazar kurulurdu derken pazarın gürültüsü, insan sesleri geliyor. Turun misyonu size binaları anlatmak değil eski Hollanda hakkında bilgi vermek, Hollanda kültürünü daha iyi anlamanızı sağlamak. Zaten kanal boyunca gördüğünüz tüm o tarihi binalar, seslendirmede anlatıldığı şekliyle zengin bir insanın dahi yaşamaya parasının yetmeyeceği kadar değerli yapıtlar.

Oraları genelde otel ya da işletme haline gelmişler. Dolayısıyla binalar ile ilgili anlatılacak çok da bir şey yok. Bu yüzden seslendirme binaların çatı detayları ve eski Hollanda insanının alışkanlıkları ile ilgili bilgiler verdi daha çok. Bir ara da kendi reklamlarını (gece tekne turu yapmanız ile ilgili) yapıyorlar ki bence çok çirkin. Neticede böyle anlatınca çok hoş, mutlaka yapılması gereken bir şey gibi duruyor ama ben bu 1 saat boyunca fazlaca sıkıldım ve turun bir an önce bitmesini istedim. Bence, Amsterdam için konuşuyorum; kanalı tekne ile geçmektense yürümek çok daha keyifli  bir aktivite olacaktı. Venedik’de gondol turu yaparken içimde inanılmaz bir heyecan ve mutluluk vardı. Brugge’de de yapsaydım benzer bir hissi tadacaktım eminim ama Amsterdam için aynı şeyi söyleyeceğim. Sanırım bunun sebebi de şu. Venedik veya Brugge’de evlerin duvarları direk kanalın dibinde, su evlerin duvarına çarpıyor, elinizi uzatsanız bir evin penceresine dokunabiliyorsunuz. Amsterdam’da ise evler görece uzakta ve arada iki şeritlik yol var. Binalar ile aranızda hem yol var hem arabalar var. Park etmiş arabalar. Bu bence tekne gezisini öldürüyor.

Tekne gezisi saat 14:00’de bitti. Başladığımız noktaya, Damrak caddesine geri döndük. Bu arada tekne turunu yapmak isterseniz firmanın adı Greenline idi. Ben tekne turu yaparken Saturn mağazasını gördüm. Bulunduğumuz yerden azıcık uzakta idi. O tarafa yürüyüp hem bu caddeden çıkmak hem de mağazayı biraz gezip fiyatlara bakmak istedim. Çünkü Amsterdam’a indiğimde gördüğüm ilk cadde, Damrak bende inanılmaz bir hayal kırıklığı yarattı. Müthiş bir kaos, aşırı kalabalık, zaten geniş olmayan kaldırımın bir de kulübe tipi işletmeler sayesinde iyice daralması ve en kötüsü de yol çalışmasının olması. İçim bunaldı burada.

Tekne turunda gördüğümüz minik kanal köprülerinin olduğu yere gidelim diye buradan çıktık. Saturn’u sonunda bulduğumda ikinci hayal kırıklığını yaşadım çünkü teşhir mağazası değil, garanti ile ilgili minik bir dükkanmış. Oradan devam edip sahil boyunca yürüyüp biraz kafamızı dinledik. Damrak’a paralel ama yan sokaklarında bir süre kaybolduk. Sonra el mahkum tekrar Damrak caddesine çıktık. Burada çok ucuz birkaç market var, bizdeki Bim gibi. Tüm seyahat boyunca girip çıktıklarımız arasında istisnasız en ucuz yer burasıydı.

Maalesef ismini hatırlamıyorum ama dükkanın üzerindeki siyah duvarın üzerinde birkaç heykel vardı. Buradan su ya da hediyelik eşya, atıştırmalık abur cubur alabilirsiniz. Bu cadde üzerinde bol sayıda hediyelik eşya dükkanı var, buralardan magnet vs. satın alabilirsiniz. Cadde üzerinde birkaç tane sadece patates kızartması satan büfe var. Önünde kuyruk oluşan bir tanesine girip small boy patates kızartması aldık. İsmi Manneken Pis yani Belçika’daki işeyen çocuk. Elemanlar işletmelerinin adına Manneken Pis koymuşlar. Ama patatesleri güzeldi. Brugge’dekinden kesinlikle daha güzel. Daha kalın. 2,75€ sade small patates kızartması, ketcup isteyince 3,5€. Bu arada small boy bile o kadar fazla ki bitiremiyorsunuz, large boyu düşünemiyorum. Buradan patates kızartması yenir bence. Sonra aklımıza Brugge’nin waffle tadı düşünce (şartlı refleks, artık patates kızartması yiyince peşine waffle çekecek canım) deli gibi wafflecı aradık. Cadde boyunca bir sürü tatlıcı var, enteresan tatlılar da var ama klasik anlamda waffle satan yer yok. En sonunda bir tane bulduk ama onlar da daha önce yaptıkları waffle’ları ısıtıp verdiler, tadları da çok fenaydı. Tanesi 3€ idi waffle’ların ve bitiremeden atmak zorunda kaldık ve iyi ki Brugge’den waffle yemişiz diye düşündük. Ve bu cadde üzerinde bir yerde kol çevirerek hatıra para bastırabildiğimiz makinelerden bulup ikinci hatıra paramı aldım.

Saat 16:00 olduğunda son kez biraz daha özenli bir şekilde Red Light’ı gezelim diyerek tekrar oraya gittik. Artık ortam daha hareketliydi. Neredeyse her camekan doluydu. Kadınlar ilginizi çekmek için çaba sarf ediyorlar. Rehberle gitmediğimiz ara sokaklarını da dolaşıp tekrar Damrak’a çıktık. Artık Dam meydanına çıkma zamanı gelmişti. Meydana çıkar çıkmaz ilk gördüğümüz şey Madame Tussauds müzesi oldu. Burası, burada olduğunu duyduğumda müthiş bir heyecanla gitmek istediğim yerlerden biriydi. Girişinin 22€ olduğunu öğrenince hayal kırıklığına uğradım. Damrak caddesi boyunca birkaç tane “Tours & Tickets” adında acentalar var. Bunlar Hollanda’da yapılabilecek bir dolu atraksiyon için daha “ucuza” bilet satıyorlar. Madame Tussauds bunlardan biri, bunlardan alırsanız bilet fiyatı 20€ oluyor. Yine de çok fazla, üstelik vakit de yetersiz. 15€’luk tekne gezisinden sonra 20€ da buraya vermek istemedim, üstelik Louvre’ye 10€’ya girdikten sonra. Yine de tekne gezisi ile bunun arasında bir seçim şansım olsa müzeyi seçerdim.

Yeri gelmişken Tours & Tickets’ların fiyat listelerini de yazayım, aklınızda bulunsun. Hepsinin birebir aynı katalogları var dolayısıyla fiyatları da aynı. Bruges turu var mesela, Brugge’ye gidiyor, 65€. Grand Holland turu yani bizim de ertesi gün gideceğimiz Büyük Hollanda turu 55€. Biz bu tura 75€ ödedik. Countryside & Windmills yani bizim bildiğimiz Marken Volendam turu 36€. Tüm gün turları bunlar bu arada. Van Gogh Müzesi 15€. Kitapçık içinde onlarca tur ve müze var. Merak ettiğiniz olursa fiyatlarını yorum bölümüne yazabilirim.

Dam meydanı buranın en büyük meydanı olsa gerek. Dört bir yanında devasa tarihi binalar var. Biz burada biraz vakit geçirip ara caddelerinde kaybolup, keşfetmeyi tercih ettik. Vaktimiz olsa idi müzeler bölgesine ve meşhur “I Amsterdam” yazısının oraya gidip fotoğraf çektirmek, oraları da gezmek isterdik. Bu bölgenin yanından otobüs ile geçtik. Bulunduğumuz meydandan yaklaşık yarım saat yürüme mesafesindeydi ve hava da karardığı için ve epey yorulduğumuz için oraya kadar gidip geri dönmeyi gözümüz yemedi. Bu da Amsterdam’da içimde kalan şeylerden biri. Zaman geçtikçe ve ayrılık saati yaklaştıkça Amsterdam’ı sevmeye başladım. İnsanları çok tatlı ve sempatik. Özellikle bisiklet olayından bahsetmem gerek. Hayatımda bir daha bu kadar abartı bir bisiklet olayını görebileceğimi sanmıyorum. Şehirdeki bisiklet sayısının, insan sayısının iki katı kadar olduğu düşünülüyormuş. Şehirin bir numaralı ulaşım aracı bisiklet. Yaz kış, kar, yağmur fark etmiyor Hollandalılar her daim bisiklete biniyorlar. Trafik ışıklarında bisikletliler için ayrı bir renk var, onlara da kırmızı ya da yeşil yanıyor. Çoğu bisiklet yolu çift şeritli. Onun dışında eğer iki şeritli dar bir yolları varsa bunun bir şeridini arabalara diğer şeridini mutlaka bisikletlere ayırmışlar. Bu ertesi gün gideceğimiz Hollanda kasabalarında da değişmedi. Belli ki ülkenin her yeri bisiklet yolları ile dolu. Amsterdam’da her yerden her yere bisiklet ile gidebilmek mümkün. Zaten çok fazla yükseltisi olmayan bir ülke, her yer dümdüz. Bisiklete binmek, bisiklet yolları ile çok kolay olmuş ve şehirdeki geçiş üstünlüğüne sahip ilk araç bisiklet. Yani yaya filan değil, bisikletli varsa geçiş üstünlüğü onun.

Rehberin uyardığına göre, gözünüz kapalı yola atlayabilirsiniz, fazla hızlı gelmeyen arabalar mutlaka duracaktır ama bisiklet yoluna çıkmamaya ve bisikletlilere dikkat edin çünkü onlar durmazlar. Gerçekten de bisikletliler durmayı sevmiyorlar, yola bile araba gelip gelmediğine bakmadan atlıyorlar. Çok enteresan, az ilerden gelen bir araba varsa arabanın geçmesini beklemiyor bisikletli, atlıyor yola. Araba duruyor, bisikletlinin geçmesini bekliyor. Bazı noktalar öyle bir kaosa sahip ki durup baktığınız zaman 4 farklı yerden gelen ve 4 farklı yere giden bisiklet cümbüşü görüyorsunuz. İzlemesi çok keyifli, sürekli oradan oraya giden, duran, devam eden, korna çalan çılgın bir bisiklet popülasyonu var. Sanki tüm bisikletliler grup olarak yola çıkmış ve hep beraber bir yere gidiyorlarmış gibi gözüküyor. Enteresan bisikletler de gördüm tabi. Küçük bebeğini önüne koymuş giden anneler, mini etekli, topuklu ayakkabı, kafasında kask ile pedal çeviren kadınlar, 70 yaşında teyzeler. Eğer bir çocuk 3 yaşından büyükse kesinlikle kendi bisikletine biniyor ve anne babasının yanından usul usul pedal çeviriyor. Çok küçük tekerlekli, katlanabilir bisikletler. Üstü kapalı bisikletler. Hollanda ile ilgili şöyle komik bir fıkra varmış. Eğer geniş bir meydanda “Hey o benim bisikletim” diye bağırırsanız en az 10 kişi bisikletini bırakıp kaçmaya başlar diyorlarmış. Yani burada bisiklet hırsızlığı çok yaygınmış bu yüzden insanlar bisikletlerine 2 tane kilit takıyorlar. Şehrin her yerinde bisiklet bağlayabileceğiniz demirler bulunuyor zaten. Bir de bisikletler için katlı otoparkları var, binlerce bisiklet tek bir yerde. İnsanlar kendi bisikletlerini nasıl kaybetmiyorlar aklım almıyor.

Bu Tatil Günlüğüne Ait Diğer Yazılar:

Benelüx – Paris Turu 7. Gün

Benelüx – Paris Turu 6. Gün (Şu an buradasınız)

Benelüx – Paris Turu 5. Gün

Benelüx – Paris Turu 4. Gün

Benelüx – Paris Turu 3. Gün

Benelüx – Paris Turu 2. Gün

Benelüx – Paris Turu 1. Gün

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here